GEÇİP GİDEN ZAMANLARI…
GEÇİP GİDEN ZAMANLARI…
Bazen bir haber okursunuz… Haberinin kendisi değil, içindeki küçücük bir ayrıntı zihninize takılır, günlerce orada kalır. Geçtiğimiz günlerde sona eren FIFA Dünya Kupası’nda İspanya Millî Takımı şampiyon oldu. Kadronun önemli isimlerinden Marc Cucurella ise yalnızca futboluyla değil, babalığıyla da dikkat çekti.
Bazen bir haber okursunuz… Haberinin kendisi değil, içindeki küçücük bir ayrıntı zihninize takılır, günlerce orada kalır. Geçtiğimiz günlerde sona eren FIFA Dünya Kupası’nda İspanya Millî Takımı şampiyon oldu. Kadronun önemli isimlerinden Marc Cucurella ise yalnızca futboluyla değil, babalığıyla da dikkat çekti.
Otizm tanısı alan oğlu Mateo’nun, babasını sahada daha kolay tanıyabilmesi için yıllardır saçlarını uzun tuttuğunu öğrendiğimde, kupanın kendisinden çok bu ayrıntı kaldı aklımda. Çünkü o uzun saçların ardında bir moda tercihi değil; bir babanın sessiz, derin ve tarifsiz sevgisi vardı.
Hayat bazen bize acı bir gerçeği hatırlatır: Ne kadar başarılı olursanız olun… Ne kadar tanınmış olursanız olun… Ne kadar varlıklı olursanız olun… Evladınızın bir tebessümü kadar kıymetli hiçbir şey yoktur.
İşte o zaman anlarsınız; bazı acılar ne parayla hafifler, ne de başarıyla unutulur.
Bugün insanlığın en önemli sağlık ve sosyal meselelerinden ikisi otizm ve Alzheimer. Biri hayatın henüz başında karşımıza çıkar, diğeri ömrün sonbaharında… Biri çocukların dünyasını farklılaştırır, diğeri yılların biriktirdiği anıları usul usul siler.
Birinde aile, çocuğunun dünyasına ulaşmaya çalışır; diğerinde çocuklar, anne ve babalarının hafızasında yeniden yer bulmaya çabalar. Her iki durumda da en büyük mücadeleyi aileler verir. Sessizce… Sabırla… Ve çoğu zaman kimse fark etmeden…
Çünkü otizm bir çocuğun kaderi değildir; toplumun vicdan sınavıdır. Alzheimer hafızayı silebilir; ancak sevgiyi asla…
Peki, bu konularda gerçekten yeterince bilinçli miyiz? Ne yazık ki hayır. Elbette bu alanda fedakârca çalışan hekimlerimiz, öğretmenlerimiz, vakıflarımız, derneklerimiz ve gönüllülerimiz var. Yerel ölçekte örnek teşkil eden çok değerli çalışmalar da görüyorum. Hepsini yürekten kutluyorum.
Ancak artık bunların çok daha ötesine geçmek zorundayız. Çünkü bu mesele yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Aynı zamanda eğitimdir. Şehir planlamasıdır. Erişilebilir yaşam alanlarıdır. Sosyal destektir. İstihdamdır. Empatidir. Ve hepsinden önemlisi: insanlıktır.
Geçip giden zamanları geri getiremeyiz. Ama bugünü daha anlamlı yaşayabiliriz. Bir otizmli çocuğun sessiz dünyasına sevgiyle dokunabiliriz. Bir Alzheimer hastasının elini biraz daha sıkı tutabiliriz. En önemlisi de onların ailelerine “Yalnız değilsiniz.” diyebiliriz.
Belki o anda dünyayı değiştiremeyiz. Ama bir insanın dünyasını değiştirebiliriz. Çünkü bazen bir tebessüm… Bazen bir omuz… Bazen de uzatılan bir el… Bir ömrün en büyük umudu olabilir.
Söz söylemek kolaydır. Asıl mesele, sözü davranışa dönüştürebilmektir. Bir ülkenin gerçek gelişmişliği; yollarıyla, binalarıyla ya da ekonomisiyle değil, en çok desteğe ihtiyaç duyan insanlarına gösterdiği sevgi, anlayış ve merhametle ölçülür.
Geçip giden zamanları durduramayız. Ama o zamanı birbirimizin hayatına değer katarak geçirebiliriz. Çünkü günün sonunda geriye kupalar değil; dokunabildiğimiz hayatlar kalır.
Ben böyle düşünüyorum. Sizce yanılıyor muyum.
NECMI Cemal
Sembolik Fotoğraf: Yapay Zeka ile hazırlanmıştır.

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.