KİME NE…?

Yaşam 29.05.2026 - 06:59, Güncelleme: 29.05.2026 - 06:59 610 kez okundu.
 

KİME NE…?

Kurban Bayramı’nın üçüncü günündeyiz… Bayram ziyaretleri sürüyor. Kapılar çalınıyor. Çaylar yeniden demleniyor. Aynı sofralarda; geçmişten kalan hatıralar, özlemler ve hayatın yükü birlikte konuşuluyor. Ve her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da bazı cümleler ev ev dolaşıyor:

“Kurban kestin mi…?” “Ne kestin…?” İlk bakışta sıradan gibi duran bu sorular, aslında bazen insanların ekonomik durumuna, bazen tercihlerine, bazen de özel hayatına kadar uzanabiliyor. Çünkü çağımızın en yorucu taraflarından biri şu: İnsanlar artık birbirinin acısını anlamaktan çok, hayatını ölçmeye çalışıyor. Kimin ne giydiği… Nereye gittiği… Hangi arabaya bindiği… Nasıl yaşadığı… Ve şimdi buna bir de: “Ne kestin?” sorusu ekleniyor. Oysa herkesin şartı aynı değil. Kimisi büyükbaş keser… Kimisi küçükbaş… Kimisi hisseye girer… Kimisi ise bu yıl sadece niyet edebilir. Ama kurbanın değeri; etin ağırlığında değil, niyetin samimiyetindedir. Çünkü kurban; gösteriş değil, paylaşma bilincidir. Rekabet değil, yakınlaşmadır. Üstünlük değil, tevazudur. Bugün bazı insanlar kurban ibadetini birebir yerine getirirken, bazıları da aynı dayanışma ruhunu; yardım kuruluşlarına destek vererek, öğrencilere burs sağlayarak, aşevlerine katkı sunarak ya da ihtiyaç sahiplerine farklı yollarla ulaşarak yaşatmaya çalışıyor. Burada önemli olan; iyiliğin yöntemleri üzerinden ayrışmak değil, aynı vicdan ikliminde buluşabilmektir. Çünkü bu milletin mayasında; ötekileştirmek değil, birbirini tamamlamak vardır. Anadolu’nun gerçek gücü de tam olarak budur: Farklı hayatlar… Farklı imkânlar… Farklı tercihler… Ama aynı merhamet duygusu… Ben ise oldum olası, “Bir elin verdiğini diğer el görmemeli” anlayışına inananlardanım. Bu yüzden bazen bana: “Kurban kestin mi?” diye sorulduğunda, gülümseyip konuyu değiştiriyor ve içimden sadece Sibel CAN'ın söylediği şarkıyı geçiriyorum: “KİME NE …?” Kimine göre espri… Kimine göre geçiştirme… Ama bana göre; hem insanın kendi mahremiyetini koruması, hem de karşısındakini kırmadan cevap verebilmesidir. Çünkü herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Bazı iyilikler sessiz yapılır. Bazı yardımlar anlatıldıkça küçülür. Bazı ibadetler ise yalnızca Allah ile kul arasında kalınca güzelleşir. Üstelik bugün ekonomik şartların bu kadar ağır olduğu bir dönemde; insanlara “Ne kestin?” diye sormadan önce, belki de şu soruyu sormayı öğrenmeliyiz: “İyi misin?” İnanın… Bazı insanların bu bayramdaki en büyük mücadelesi, sofraya et koyabilmek değil; onurunu ayakta tutabilmektir. İşte tam da bu yüzden, gerçek nezaket; karşımızdaki insanı mahcup etmeyecek dili seçebilmektir. Gerçek asalet ise; insanların cebine değil, kalbine bakabilmektir. Çünkü mesele sadece kurban değildir. Mesele; aynı şehirde yaşarken birbirinin yükünü hissedebilmek, aynı toplumun parçasıyken kimseyi küçültmeden konuşabilmek ve farklı hayatlara rağmen ortak bir vicdanda buluşabilmektir. Bir şehri güçlü yapan sadece yolları, binaları ya da projeleri değildir. Bir şehri gerçekten güçlü yapan şey; insanların birbirinin onuruna gösterdiği saygıdır. Ve belki de yeni çağın en büyük medeniyet ölçüsü şudur: “Kime ne?” diyerek uzaklaşmak değil… “Kime nasıl dokunmadan yaklaşabilirim?” diye düşünebilmek… Çünkü bazı insanlar kurban keser… Bazıları ise kimseyi kırmamayı seçer. Ve bazen bir toplumun gerçek büyüklüğü; kurduğu sofralarda değil, birbirinin kalbini incitmemeyi başarabilmesinde saklıdır.  necmi cemal
Kurban Bayramı’nın üçüncü günündeyiz… Bayram ziyaretleri sürüyor. Kapılar çalınıyor. Çaylar yeniden demleniyor. Aynı sofralarda; geçmişten kalan hatıralar, özlemler ve hayatın yükü birlikte konuşuluyor. Ve her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da bazı cümleler ev ev dolaşıyor:

“Kurban kestin mi…?” “Ne kestin…?”
İlk bakışta sıradan gibi duran bu sorular, aslında bazen insanların ekonomik durumuna, bazen tercihlerine, bazen de özel hayatına kadar uzanabiliyor.


Çünkü çağımızın en yorucu taraflarından biri şu: İnsanlar artık birbirinin acısını anlamaktan çok, hayatını ölçmeye çalışıyor.
Kimin ne giydiği… Nereye gittiği… Hangi arabaya bindiği… Nasıl yaşadığı…
Ve şimdi buna bir de: “Ne kestin?” sorusu ekleniyor.
Oysa herkesin şartı aynı değil.


Kimisi büyükbaş keser… Kimisi küçükbaş… Kimisi hisseye girer… Kimisi ise bu yıl sadece niyet edebilir.
Ama kurbanın değeri; etin ağırlığında değil, niyetin samimiyetindedir.
Çünkü kurban; gösteriş değil, paylaşma bilincidir. Rekabet değil, yakınlaşmadır. Üstünlük değil, tevazudur.
Bugün bazı insanlar kurban ibadetini birebir yerine getirirken, bazıları da aynı dayanışma ruhunu; yardım kuruluşlarına destek vererek, öğrencilere burs sağlayarak, aşevlerine katkı sunarak ya da ihtiyaç sahiplerine farklı yollarla ulaşarak yaşatmaya çalışıyor.
Burada önemli olan; iyiliğin yöntemleri üzerinden ayrışmak değil, aynı vicdan ikliminde buluşabilmektir.
Çünkü bu milletin mayasında; ötekileştirmek değil, birbirini tamamlamak vardır.
Anadolu’nun gerçek gücü de tam olarak budur:


Farklı hayatlar… Farklı imkânlar… Farklı tercihler… Ama aynı merhamet duygusu…
Ben ise oldum olası, “Bir elin verdiğini diğer el görmemeli” anlayışına inananlardanım.
Bu yüzden bazen bana: “Kurban kestin mi?” diye sorulduğunda, gülümseyip konuyu değiştiriyor ve içimden sadece Sibel CAN'ın söylediği şarkıyı geçiriyorum:
“KİME NE …?”


Kimine göre espri… Kimine göre geçiştirme… Ama bana göre; hem insanın kendi mahremiyetini koruması, hem de karşısındakini kırmadan cevap verebilmesidir.
Çünkü herkes her şeyi bilmek zorunda değil.
Bazı iyilikler sessiz yapılır. Bazı yardımlar anlatıldıkça küçülür. Bazı ibadetler ise yalnızca Allah ile kul arasında kalınca güzelleşir.
Üstelik bugün ekonomik şartların bu kadar ağır olduğu bir dönemde; insanlara “Ne kestin?” diye sormadan önce, belki de şu soruyu sormayı öğrenmeliyiz:
“İyi misin?”
İnanın… Bazı insanların bu bayramdaki en büyük mücadelesi, sofraya et koyabilmek değil; onurunu ayakta tutabilmektir.
İşte tam da bu yüzden, gerçek nezaket; karşımızdaki insanı mahcup etmeyecek dili seçebilmektir.
Gerçek asalet ise; insanların cebine değil, kalbine bakabilmektir.
Çünkü mesele sadece kurban değildir.


Mesele; aynı şehirde yaşarken birbirinin yükünü hissedebilmek, aynı toplumun parçasıyken kimseyi küçültmeden konuşabilmek ve farklı hayatlara rağmen ortak bir vicdanda buluşabilmektir.
Bir şehri güçlü yapan sadece yolları, binaları ya da projeleri değildir.
Bir şehri gerçekten güçlü yapan şey; insanların birbirinin onuruna gösterdiği saygıdır.
Ve belki de yeni çağın en büyük medeniyet ölçüsü şudur:
“Kime ne?” diyerek uzaklaşmak değil… “Kime nasıl dokunmadan yaklaşabilirim?” diye düşünebilmek…
Çünkü bazı insanlar kurban keser… Bazıları ise kimseyi kırmamayı seçer.
Ve bazen bir toplumun gerçek büyüklüğü; kurduğu sofralarda değil, birbirinin kalbini incitmemeyi başarabilmesinde saklıdır.

 necmi cemal

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lokalbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.