Hikmet Yazıcı ile Türk Dünyasına Yolculuk!

Almanya 01.03.2026 - 02:19, Güncelleme: 01.03.2026 - 02:19 17 kez okundu.
 

Hikmet Yazıcı ile Türk Dünyasına Yolculuk!

Bazı yolculuklar vardır ki insanı köklerinden geleceğine taşır. Bu yolculuklarda insan, atalarının iz bıraktığı coğrafyalarda hafızasını, aidiyetini ve kimliğini yeniden keşfeder. Orta Asya’nın derin ufkuna doğru ilerlerken Semerkant’ın turkuaz kubbeleri, Buhara’nın asırlık sokakları adımlarını yavaşlatır, Türkistan’da yükselen Hoca Ahmet Yesevi Türbesi, insanı derin bir sükûta davet eder. İnsan, medeniyet tasavvurunun, inanç ikliminin ve ortak bir tarih hafızasının zamana direnen izlerini taşıyan bu yerlerde tarih kimliğini yeniden keşfeder.

Türk dünyasına yönelik kültürel seyahatler düzenleyen Hikmet Yazıcı, Türk dünyasını tanıtmayı amaçlayan kültür temelli turizm girişimcilerimizden. Hikmet Yazıcı’ya göre kültürel seyahat, köklerle yeniden temas kurma, tarihsel sürekliliği fark etme ve medeniyet idrakini canlı tutma çabasıdır. Biz de bu anlam yolculuğunun arkasındaki fikrî zemini, kuruluş hikâyelerini ve kültür merkezli turizm anlayışlarını kendileriyle konuştuk. Türk dünyasına yönelik kültürel seyahatler düzenleyen bir turizm acentesi olarak kuruluş felsefeniz ve sizi bu yola çıkaran temel motivasyon nedir? İnsan, attığı her adımda; girişeceği her işte hem dünyevi hem uhrevî bakış açısını, aynı zamanda kendi kabiliyet ve imkânlarını tartarak yola çıkar. Biz de özümüzde var olan değerlerden hareketle; özüne dönmek, köklerini tanımak ve tarihsel hafızasının farkına varmak isteyen herkesle birlikte bir yolculuğa çıkmaya karar verdik. Bu yolculukta kimse kimsenin önünde ya da arkasında değil; yan yana, omuz omuza ilerlemeyi esas aldık. Bu anlayışımız, Kam 2000 Seyahat Acentesini kurmadan çok önceye dayanır. Gençlik yıllarımızda görev aldığımız, üyeliğini ve yöneticiliğini üstlendiğimiz çeşitli sivil toplum kuruluşları ve hatta öğrencilik dönemlerimiz, bu fikrî ve kültürel yürüyüşün temelini oluşturmuştur. Bizim amacımız yalnızca bir iş modeli inşa etmek değildir. Asıl hedefimiz; kendi tarihini bilen, kültürel mirasına sahip çıkan ve kökleriyle bağ kurabilen yeni bir bilinç ve insan anlayışının inşasına katkı sunmaktır. Bugün de aynı inanç ve istikametle çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yerel otoritelerle, rehberlerle ve hizmet sağlayıcılarla iş birliği süreciniz nasıl yapılandırılıyor? Yerel otoritelerden kastınız eğer iş yaptığımız coğrafya ile ilgiliyse; elbette ki bulunduğumuz bölgede yaptığımız işte kendimiz bir otorite olduğumuz için ister istemez ilişkilerimiz tabii ki oluyor. Bu belediye başkanlarından tutun eyalet Meclisi üyeleri hatta federal meclis üyelerine kadar iletişimimiz söz konusu oluyor. Bunu da yaptığınız işi ciddiye aldığımız ve iyi ile yetinmeyip en iyi olmak için ekibimizle beraber göstermiş olduğumuz ciddi bir gayret ve ciddi bir bölge araştırmasına sahip olduğumuz için yapabiliyoruz. Eğer yerel otoritelerden kastınız seyahat ettiğimiz ülkeler için diyorsanız yine elbette oradaki yerel yöneticilerle yıllardır o bölgelere gidip geldiğimiz için dikkat çektiğimiz için onlar da bizi tanıyorlar ve tanıdıkları için de bazı resepsiyonlarına bazı davetlerine katıla katıla yine onlarla da aramızda bir dostluk bir tanışıklık oluştu. Almanlar da çok güzel bir deyim var „ Freundschaft pflege „ hani bizde arayıp sormak hâl hatır sormak gibi ifade edebileceğimiz bir deyim bu. Biz de bu arkadaşlıklarımıza bu dostluklarımıza bu hani bizde arayıp sormak hâl hatır sormak gibi ifade edebileceğimiz bir deyim bu. Biz de bu arkadaşlıklarımıza bu dostluklarımıza bu tanışık olmamıza kıymet veriyoruz arıyoruz soruyoruz onlar bizi arayıp soruyorlar ve bu artık otorite olmaktan ziyade dostluğa dönüşüyor ve biz de bu dostluklarımıza sahip çıkmaktan memnun oluyoruz. Şairin dediği gibi “bir dost bulamadım gün akşam oldu” pişmanlığını yaşamak istemiyoruz. Gittiğimiz bölgelerdeki rehberlerimizi o bölgeyi tanıyan kurumsal kimliği olan ciddi kurum ve kuruluşlardan aldığımız gibi bazen de o bölgelerdeki üniversitelerden tarih bölümünden ve coğrafya bölümünden aldığımız rehberlerle gerçekleştiriyoruz. Peki bu doğrultuda firmanızın Türk kültürünü tanıtma misyonu kurumsal kimliğe nasıl yansıyor? Az önce sorunuza vermiş olduğum otoritelerle ilgili cevabım da ifade ettiğim gibi yılların vermiş olduğu bir tecrübeyle oradaki hizmet sektöründe kendileri de otorite olmuş ve hizmet konusunda bölgesel takdir kazanmış ve o bölgenin otoritelerinin de tavsiyelerini ve yönlendirmelerini göz önünde bulundurarak hizmet sektöründe bulunan dostlarımızla çalışıyoruz çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü o konuda çok hassas davranıyoruz. Bizimle beraber yola çıkan ben onlara müşterilerimiz demiyorum onlar bizim yol arkadaşlarımız onların her türlü olacağı hizmet en iyi ve en kaliteli olsun istiyoruz. Katılımcıların geriye dönüşlerinde ve kendi ifadelerinde en çok duyduğumuz bize söylenenlerden bir tanesi sanki kendi evime kendi yuvama dönmüşüm ve sanki ben buralıyım demeleri. Coğrafyadaki Türk İslam sentezinin hem ilim hem ilim eserlerini ve o eserleri hem inşa eden hem insanlığı hizmet eden dünyanın ve özellikle bazı medya kurum ve kuruluşlarının bilerek saklamaya çalıştıkları yok saydıkları insanlığa hizmet etmiş gerçek bilim adamlarının ve ilim adamlarının oralardan çıktığını çok şaşırdıklarını söylemeleri. Örneğin bir kaç isim verebilirim KAZAKİSTAN‘da Tarihî İlim ve Bilim Adamları Farabi (Al-Farabi) – Felsefe, mantık, müzik, matematik (Farab, günümüz Kazakistan sınırlarında). Yusuf Balasagunlu – Edebiyat, siyaset düşüncesi. Mahmud Kaşgarlı – Dilbilim, Türkoloji (Divânu Lugâti’t-Türk). Modern Bilim İnsanları Kanysh Satpayev – Jeolog, Kazakistan Bilimler Akademisi’nin kurucusu Askar Zhumadildayev Matematikçi (teori ve cebir çalışmaları) Roza Sultanova – Türk halk müziği araştırmacısı KIRGIZİSTAN‘da Tarihî Bilim ve İlim Adamları Cengiz Aytmatov – Edebiyat, düşünce adamı. Toktogul Satılganov – Halk bilgeliği ve edebiyat Modern Bilim İnsanları Asan Kaygısızov – Fizik ve matematik araştırmacısı. Zairbek Aşıraliev – Tıp MOĞOLİSTAN‘da Tarihî İlim ve Bilim Adamları Zanabazar – Filozof, sanatçı, astronomi ile ilgilenmiş lamaist bilgin ÖZBEKİSTAN‘da Tarihî Bilim Adamları (Dünya çapında çok önemli) İbn Sina (Avicenna) – Tıp, felsefe. Biruni – Astronomi, matematik, coğrafya. Uluğ Bey – Astronom, matematikçi (Semerkant Rasathanesi). Ali Kuşçu – Astronomi, matematik. Harezmi (Al-Khwarizmi) – Cebir biliminin kurucusu. İmam Buhari – Hadis ilmi. Modern Bilim İnsanları Toshmuhammad Sarimsoqov – Matematikçi. Saidmuradov Erkin – Kimyacı AZERBAYCAN’da Tarihî ve Klasik Dönem Âlimleri Nesimi – Felsefi şiirler, tasavvuf. Fuzuli – Edebiyat, düşünce adamı. Baküvi (Seyid Yahya) – Tasavvuf âlimi. Nizami Gencevi – Felsefe, edebiyat, ilim. Modern Bilim İnsanları Yusif Mammadaliyev – Organik kimya öncüsü Lutfizada (Lotfi Zadeh) – Bulanık mantık teorisinin kurucusu bunlar ilk aklımıza gelenler Onları öğrendiklerindeki şaşkınlıklarını Gizliyorlar veya biz kendi tarihimiz hakkında hiçbir şey bilmiyormuşuz diye kendilerine serzenişte bulunuyorlar. Seyahat programlarınızı oluştururken tarih ve medeniyet bilinci nasıl bir rol oynuyor? Klasik dönem âlimlerinin belli coğrafyalarda çıkması tesadüfi değildir; Bağdat, Şam, Kahire İslâm medeniyetinin temellerinin atıldığı yerdir. Ancak bir de Kuzey İslâm’ı diyeceğimiz coğrafya vardır ki bu Orta Asya'dır. Semerkant, Buhara, Merv, Tebriz, Merağa gibi yerlerde yetişen âlimler de İslam medeniyetine sayısız katkı sağlamıştır. Çok verimli zaman dilimidir bu dönem, tüm felsefe metinleri o zamana kadar tercümesi yapılmış, yorumlanmıştır. İbn-i Sina, Farabi gibi devler Asya'da çıkmıştır. İslâm medeniyeti, 16 yüzyılda artık kemâle ermiş, dilde, felsefede ve bilimde zirve noktaya gelmiştir. Klasik dönem âlimleri ile modern dönem alimleri arasında büyük bir fark vardır, bu farkı çoğu zaman fark etmiyoruz. Klasik dönem âlimleri, matematikte, fizikte, optikte, felsefede, kelâmda, müzikte de âlimdiler. Fakat modern zaman âlimlerinde böyle bir örnek göremiyoruz. Medeniyetimizi kişilerle tanımaktan aciz kaldık maalesef. Tamam büyük bir medeniyetin evlatlarıyız, peki ama bu medeniyeti kimler inşa etmiş sorusuna birkaç isimden başka isim sayamıyoruz. Orta Asya bizim için bu noktada çok önemli. Ebu Hanife, Maturidi, İbn-i Sina, Farabi, Kemalettin Aksarayi, İbn-i Sartak, Davudi Kayseri, Kadızâde, Ali Kuşçu, Sinam Paşa gibi insanları kaçımız tanıyoruz. Bu isimleri yaşadıkları coğrafya ile tanımak çok önemli. Biz kültür ve medeniyet turlarında sık sık tarih ve ilim kahramanlarına vurgu yapıyoruz. Çoğu arkadaşlarımızın bu isimleri ilk kez bu gezilerde duyduklarına şahit oluyoruz. Bu anlamda yaptığımız işi, ticari bir faaliyet olmaktan öte tarihe ve şahsiyetlere bir vefa borcumuz olarak görüyoruz. Kam Tur olarak bizim gayemiz bu. Peki düzenlediğiniz gezilerde “köklerle buluşma” fikrini nasıl somutlaştırıyorsunuz? Eğer bugün bir kültürden, bir medeniyetten bahsediyorsak bunun bir temeli olmalı. Bu temel nedir, bu medeniyeti, bu kültürü görünür kılan ve bu görünürlüğü bugüne taşıyan şeyler nedir gibi sorulara cevap vermeliyiz ilk önce. Her toplum kendi anlam-değer dünyasını yaşamına, ticaretine, diline, sosyal ilişkilerine nakşeder. Bu eski dönemlerde taşa yazılmış, buna "yaz-ıt" demişiz, bazen, taşa yazılmamış ama o dönemin anlamını taşa ya da mermere işleyerek o "anı" ölümsüzleştirmek istemiş buna da" an-ıt" demişiz. Yazıtlar ve anıtlar o anlam ve değeri tam anlamıyla ifade etmiş midir? Hayır. Medeniyet gelişince, şehirler kurulunca sadece yazıt ve anıtlar yetmemiş, bu defa mimari işin içine girmiş. Mimari, hem yazıttır bir anlamda hem anıt. Mimari, taşa, toprağa, yapıya ömür vermek demektir. Yani mimar bir anlamda ömür veren demektir. Medeniyet zirve noktaya gelince mimar kendi medeniyetin anlamını, zihninin ve yüreğinin tüm birikimini taşa giydirmiş ve günümüze ulaşan bu muhteşem mimariler ortaya çıkmıştır. Kurulan şehirlere bakın. Bugün, medreselerde, imaretlerde, çarşılarda, pazarlarda, bir tane özensiz, sanat değeri olmayan bir tek eser göremezsiniz. Bu sadece mimaride değil şiirde ve edebiyatta da kendini gösterir. Çok uzattığımın farkındayım, ancak medeniyet ve kültür derken ilk önce kısaca temel değerlere atıf yapmak istedim. Şimdi bugün bu eserlere, bu medeniyete uzak mı kaldık, kayıtsız mı kaldık konusuna gelelim. Bir anlamda evet diyebiliriz. Ancak sadece böyle dersek kendimize haksızlık ederiz sanırım. Tarihte yaşanan kırılmalar bizi fiziki olarak bu coğrafyadan ayırdı ki bunu Orta Asya özelinde söylüyorum. Selçukludan sonra bizim Orta Asya ile bağımız koptu, Osmanlı ile bu kopuş daha görünür hale geldi. Safeviler, İran vs. vs. bizi bu coğrafyadan ayırdı. Bu kopuş günümüze kadar geldi. Ama kurduğumuz medeniyet bizi duygusal olarak kopmamızı önledi diyebilirim. Bugün iletişimin ve ulaşım araçlarının gelişmesi ile seyahatlerin artması bir "kültürel uyanış' a vesile oldu. Bu gelişim bizi tam anlamıyla" kültürel fetret" dönemine çıkarabildi mi dersek maalesef hayır. Ancak bir uyanışa vesile oldu diyebilirim. Fetretten çıkmak için tarihi doğru okumak, doğru anlamak ve doğru anlamlandırmak gerekir. Bunun içinde okumak lâzım, yorumlamak lâzım. Tarihi, kendimizi tanımak ve anlamak için iyi okumalı ve bu coğrafya ile bağlarımızı bilgiyi temel alarak kurmalıyız. Uzattım sanırım. Kısaca biz Kam2000 olarak bu seyahatlere ve turlara ticari gözlükle bakmıyoruz. Biz, bugün ile dün arasında köprü olan bu medeniyet eserlerini tanıyıp, gelecek için, yeniden bir medeniyet inşası için gerekli olan entelektüel birikime katkı sunmak istiyoruz. Evet son söz... Bugün yaşadığımız kopuş değil; büsbütün bir fetret... Her fetret bir çıkışa gebedir, çıkışı olmayan döneme fetret değil yıkılış denir. Rica ederim, çok samimi ve nokta atış açıklamalar yapıyorsunuz. Peki hocam bu bağlamda kültür turizminin geleceğini şekillendiren yeni eğilimler var mı? Elbette ki dünyada her şeyde yaşıyor bizim sektörümüzde de değişimler oluyor ve olacak. En basit örneğiyle ifade etmek gerekirse, son yıllarda sağlık turizmi önemli ölçüde yaygınlaştı. İnsanlar artık bir yeri görmek, tanımak, tarihini ve coğrafyasını keşfetmek amacıyla değil daha çok estetik ve tıbbi müdahaleler (örneğin saç ekimi, göz ameliyatları vb.) için seyahat etmektedir. Bu doğrultuda ortaya çıkan ve gelişimini sürdüren yeni bir turizm anlayışı söz konusudur. Çünkü değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Gezileriniz sırasında sizi şaşırtan veya özellikle dikkatinizi çeken gözlemlediğiniz kültürel değerlerimiz oldu mu? Ata yurdumuzda gözlemlediğimiz kültürel değerlerin başında, yaklaşık 70–80 yıl boyunca Sovyet Rusya’nın hâkimiyeti altında yaşamalarına rağmen, toplumun kendi kültürel kimliğine güçlü biçimde bağlı kalmış olması gelmektedir. Bu süreçte dinî inançlarını, Türk dilini, aile bağlarını ve gelenek–göreneklerini koruyarak yaşatmaları dikkat çekicidir. Özellikle büyüklere saygı konusundaki hassasiyetleri belirgin bir toplumsal değer olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, kamusal alanlarda hijyen konusuna verilen önem de gözle görülür düzeydedir. Gezimiz sırasında dikkatimi çeken bir diğer husus ise dinî pratiklerin gündelik hayattaki yansıması olmuştur. Rehber, tur görevlisi ve ben yemek yerken, Turizm Bakanlığı’ndan gelen bir görevlinin masaya katılması üzerine yemeğe ara verilmiş ve yeniden kısa bir dua edilmiştir. Kendilerine bunun sebebini sorduğumda, üç kişi yemek yerken dördüncü bir kişinin katılması durumunda tekrar dua edilerek yemeğe devam edilmesinin bir gelenek olduğu ifade edilmiştir. Bu uygulama, misafire verilen değeri ve dinî hassasiyetin gündelik hayata nasıl yansıdığını göstermesi bakımından anlamlıdır. Ayrıca güvenlik meselesi de dikkat çekicidir. Turumuz esnasında hırsızlık olaylarının yok denecek kadar az olduğu, gece saatlerinde dahi güvenle dolaşılabildiği ve can güvenliğinin yüksek düzeyde olduğu ifade edilmiştir. Hocam son olarak maalesef kültürel mirasın korunması konusunda Türk-İslam coğrafyasında ortak bir bilinç yok. Burada tarihsel bir kopuştan bahsedebilir miyiz? Bu ortak bilinç eksikliğinin ve ilgisizliğin ana sebebi nedir? Yaklaşık dört yıldır Türk dünyasının tanıtımına önem veren bir kişi olarak, en çok üzüntü duyduğum husus şudur: Dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçilerin uzun yıllardır Orta Asya coğrafyasını keşfetmelerine ve bu kültürel mirasa ciddi ilgi göstermelerine rağmen, Türkiye’den bu alanda henüz yeterli ve kapsamlı bir atılımın gerçekleştirilmemiş olması dikkat çekicidir. Gerek Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde gerekse diğer devlet kurumları düzeyinde, ata yurdumuzun tanıtımına daha stratejik ve sürdürülebilir bir önem verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Zira sahada yaptığımız gözlemler sırasında, dünyanın farklı ülkelerinden gelen turist gruplarının yoğunluğuna karşılık Türkiye’den katılımın oldukça sınırlı kaldığını müşahede ettik. Bu durum, hem kültürel bağlarımız hem de tarihî sorumluluğumuz açısından düşündürücü bir tablo ortaya koymaktadır. Bu tabloyu yerinde görmek ise ayrıca bir ü İran seyahatimiz sırasında, o coğrafyada Türk tarihinin ve medeniyetinin izlerini müşahede etme imkânı bulduk. Bölgedeki tarihî ve kültürel birikim, Türk-İslam medeniyetinin geniş coğrafyalara yayılan etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bizi en çok etkileyen ve üzen hususlardan biri, Türk-İslam düşünce dünyasının en önemli âlimlerinden biri olan İmam Gazâlî’nin kabrinin bulunduğu alanın bakımsız ve atıl bir durumda olmasıydı. Böylesine büyük bir mütefekkirin hatırasına yakışmayacak şekilde, mezar yerinin harap bir görünüm arz etmesi ve çevresinin adeta piknik alanına dönüşmüş olması dikkat çekiciydi. Daha da düşündürücü olan ise, ne İran’da ne de Türkiye başta olmak üzere diğer Türk-İslam ülkelerinde bu konuda yeterli bir hassasiyetin gösterilmemiş olmasıdır. Bu durumu kamuoyunun dikkatine sunmak amacıyla medyaya taşımama rağmen, beklenen ilginin oluşmadığını görmek ayrıca üzüntü verici olmuştur. Böylesine büyük bir âlimin hatırasının daha görünür ve saygın bir şekilde korunması gerektiği kanaatindeyim. Bu bağlamda, ilgili devlet yetkililerinin ve resmî makamların konuya hassasiyet göstermesini; söz konusu alanın ihya edilerek uygun bir kabir ve anma mekânı hâline getirilmesini temenni ettiğimi de ifade etmek isterim. Teşekkür ederim. Ben de teşekkür ederim. Söyleşi: Ayşe Bağcivan    
Bazı yolculuklar vardır ki insanı köklerinden geleceğine taşır. Bu yolculuklarda insan, atalarının iz bıraktığı coğrafyalarda hafızasını, aidiyetini ve kimliğini yeniden keşfeder. Orta Asya’nın derin ufkuna doğru ilerlerken Semerkant’ın turkuaz kubbeleri, Buhara’nın asırlık sokakları adımlarını yavaşlatır, Türkistan’da yükselen Hoca Ahmet Yesevi Türbesi, insanı derin bir sükûta davet eder. İnsan, medeniyet tasavvurunun, inanç ikliminin ve ortak bir tarih hafızasının zamana direnen izlerini taşıyan bu yerlerde tarih kimliğini yeniden keşfeder.

Türk dünyasına yönelik kültürel seyahatler düzenleyen Hikmet Yazıcı, Türk dünyasını tanıtmayı amaçlayan kültür temelli turizm girişimcilerimizden. Hikmet Yazıcı’ya göre kültürel seyahat, köklerle yeniden temas kurma, tarihsel sürekliliği fark etme ve medeniyet idrakini canlı tutma çabasıdır. Biz de bu anlam yolculuğunun arkasındaki fikrî zemini, kuruluş hikâyelerini ve kültür merkezli turizm anlayışlarını kendileriyle konuştuk.

Türk dünyasına yönelik kültürel seyahatler düzenleyen bir turizm acentesi olarak kuruluş felsefeniz ve sizi bu yola çıkaran temel motivasyon nedir?

İnsan, attığı her adımda; girişeceği her işte hem dünyevi hem uhrevî bakış açısını, aynı zamanda kendi kabiliyet ve imkânlarını tartarak yola çıkar.
Biz de özümüzde var olan değerlerden hareketle; özüne dönmek, köklerini tanımak ve tarihsel hafızasının farkına varmak isteyen herkesle birlikte bir yolculuğa çıkmaya karar verdik. Bu yolculukta kimse kimsenin önünde ya da arkasında değil; yan yana, omuz omuza ilerlemeyi esas aldık.
Bu anlayışımız, Kam 2000 Seyahat Acentesini kurmadan çok önceye dayanır. Gençlik yıllarımızda görev aldığımız, üyeliğini ve yöneticiliğini üstlendiğimiz çeşitli sivil toplum kuruluşları ve hatta öğrencilik dönemlerimiz, bu fikrî ve kültürel yürüyüşün temelini oluşturmuştur.
Bizim amacımız yalnızca bir iş modeli inşa etmek değildir. Asıl hedefimiz; kendi tarihini bilen, kültürel mirasına sahip çıkan ve kökleriyle bağ kurabilen yeni bir bilinç ve insan anlayışının inşasına katkı sunmaktır. Bugün de aynı inanç ve istikametle çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Yerel otoritelerle, rehberlerle ve hizmet sağlayıcılarla iş birliği süreciniz nasıl yapılandırılıyor?

Yerel otoritelerden kastınız eğer iş yaptığımız coğrafya ile ilgiliyse; elbette ki bulunduğumuz bölgede yaptığımız işte kendimiz bir otorite olduğumuz için ister istemez ilişkilerimiz tabii ki oluyor. Bu belediye başkanlarından tutun eyalet Meclisi üyeleri hatta federal meclis üyelerine kadar iletişimimiz söz konusu oluyor. Bunu da yaptığınız işi ciddiye aldığımız ve iyi ile yetinmeyip en iyi olmak için ekibimizle beraber göstermiş olduğumuz ciddi bir gayret ve ciddi bir bölge araştırmasına sahip olduğumuz için yapabiliyoruz.

Hikmet Yazici (1)-1

Eğer yerel otoritelerden kastınız seyahat ettiğimiz ülkeler için diyorsanız yine elbette oradaki yerel yöneticilerle yıllardır o bölgelere gidip geldiğimiz için dikkat çektiğimiz için onlar da bizi tanıyorlar ve tanıdıkları için de bazı resepsiyonlarına bazı davetlerine katıla katıla yine onlarla da aramızda bir dostluk bir tanışıklık oluştu. Almanlar da çok güzel bir deyim var „ Freundschaft pflege „ hani bizde arayıp sormak hâl hatır sormak gibi ifade edebileceğimiz bir deyim bu. Biz de bu arkadaşlıklarımıza bu dostluklarımıza bu hani bizde arayıp sormak hâl hatır sormak gibi ifade edebileceğimiz bir deyim bu. Biz de bu arkadaşlıklarımıza bu dostluklarımıza bu tanışık olmamıza kıymet veriyoruz arıyoruz soruyoruz onlar bizi arayıp soruyorlar ve bu artık otorite olmaktan ziyade dostluğa dönüşüyor ve biz de bu dostluklarımıza sahip çıkmaktan memnun oluyoruz. Şairin dediği gibi “bir dost bulamadım gün akşam oldu” pişmanlığını yaşamak istemiyoruz.
Gittiğimiz bölgelerdeki rehberlerimizi o bölgeyi tanıyan kurumsal kimliği olan ciddi kurum ve kuruluşlardan aldığımız gibi bazen de o bölgelerdeki üniversitelerden tarih bölümünden ve coğrafya bölümünden aldığımız rehberlerle gerçekleştiriyoruz.

Peki bu doğrultuda firmanızın Türk kültürünü tanıtma misyonu kurumsal kimliğe nasıl yansıyor?

Az önce sorunuza vermiş olduğum otoritelerle ilgili cevabım da ifade ettiğim gibi yılların vermiş olduğu bir tecrübeyle oradaki hizmet sektöründe kendileri de otorite olmuş ve hizmet konusunda bölgesel takdir kazanmış ve o bölgenin otoritelerinin de tavsiyelerini ve yönlendirmelerini göz önünde bulundurarak hizmet sektöründe bulunan dostlarımızla çalışıyoruz çalışmaya devam ediyoruz.
Çünkü o konuda çok hassas davranıyoruz. Bizimle beraber yola çıkan ben onlara müşterilerimiz demiyorum onlar bizim yol arkadaşlarımız onların her türlü olacağı hizmet en iyi ve en kaliteli olsun istiyoruz.
Katılımcıların geriye dönüşlerinde ve kendi ifadelerinde en çok duyduğumuz bize söylenenlerden bir tanesi sanki kendi evime kendi yuvama dönmüşüm ve sanki ben buralıyım demeleri.
Coğrafyadaki Türk İslam sentezinin hem ilim hem ilim eserlerini ve o eserleri hem inşa eden hem insanlığı hizmet eden dünyanın ve özellikle bazı medya kurum ve kuruluşlarının bilerek saklamaya çalıştıkları yok saydıkları insanlığa hizmet etmiş gerçek bilim adamlarının ve ilim adamlarının oralardan çıktığını çok şaşırdıklarını söylemeleri.

Örneğin bir kaç isim verebilirim

KAZAKİSTAN‘da

Tarihî İlim ve Bilim Adamları
Farabi (Al-Farabi) – Felsefe, mantık, müzik, matematik (Farab, günümüz Kazakistan sınırlarında).
Yusuf Balasagunlu – Edebiyat, siyaset düşüncesi.
Mahmud Kaşgarlı – Dilbilim, Türkoloji (Divânu Lugâti’t-Türk).

Modern Bilim İnsanları
Kanysh Satpayev – Jeolog, Kazakistan Bilimler Akademisi’nin kurucusu
Askar Zhumadildayev Matematikçi (teori ve cebir çalışmaları)
Roza Sultanova – Türk halk müziği araştırmacısı

KIRGIZİSTAN‘da

Tarihî Bilim ve İlim Adamları
Cengiz Aytmatov – Edebiyat, düşünce adamı.
Toktogul Satılganov – Halk bilgeliği ve edebiyat

Modern Bilim İnsanları
Asan Kaygısızov – Fizik ve matematik araştırmacısı.
Zairbek Aşıraliev – Tıp

MOĞOLİSTAN‘da

Tarihî İlim ve Bilim Adamları
Zanabazar – Filozof, sanatçı, astronomi ile ilgilenmiş lamaist bilgin

ÖZBEKİSTAN‘da

Tarihî Bilim Adamları (Dünya çapında çok önemli)
İbn Sina (Avicenna) – Tıp, felsefe.
Biruni – Astronomi, matematik, coğrafya.
Uluğ Bey – Astronom, matematikçi (Semerkant Rasathanesi).
Ali Kuşçu – Astronomi, matematik.
Harezmi (Al-Khwarizmi) – Cebir biliminin kurucusu.
İmam Buhari – Hadis ilmi.

Hikmet Yazici (3)

Modern Bilim İnsanları
Toshmuhammad Sarimsoqov – Matematikçi.

Saidmuradov Erkin – Kimyacı

AZERBAYCAN’da

Tarihî ve Klasik Dönem Âlimleri
Nesimi – Felsefi şiirler, tasavvuf.
Fuzuli – Edebiyat, düşünce adamı.
Baküvi (Seyid Yahya) – Tasavvuf âlimi.
Nizami Gencevi – Felsefe, edebiyat, ilim.

Modern Bilim İnsanları
Yusif Mammadaliyev – Organik kimya öncüsü

Lutfizada (Lotfi Zadeh) – Bulanık mantık teorisinin kurucusu bunlar ilk aklımıza gelenler

Onları öğrendiklerindeki şaşkınlıklarını Gizliyorlar veya biz kendi tarihimiz hakkında hiçbir şey bilmiyormuşuz diye kendilerine serzenişte bulunuyorlar.

Seyahat programlarınızı oluştururken tarih ve medeniyet bilinci nasıl bir rol oynuyor?

Klasik dönem âlimlerinin belli coğrafyalarda çıkması tesadüfi değildir; Bağdat, Şam, Kahire İslâm medeniyetinin temellerinin atıldığı yerdir. Ancak bir de Kuzey İslâm’ı diyeceğimiz coğrafya vardır ki bu Orta Asya'dır. Semerkant, Buhara, Merv, Tebriz, Merağa gibi yerlerde yetişen âlimler de İslam medeniyetine sayısız katkı sağlamıştır. Çok verimli zaman dilimidir bu dönem, tüm felsefe metinleri o zamana kadar tercümesi yapılmış, yorumlanmıştır. İbn-i Sina, Farabi gibi devler Asya'da çıkmıştır.
İslâm medeniyeti, 16 yüzyılda artık kemâle ermiş, dilde, felsefede ve bilimde zirve noktaya gelmiştir. Klasik dönem âlimleri ile modern dönem alimleri arasında büyük bir fark vardır, bu farkı çoğu zaman fark etmiyoruz. Klasik dönem âlimleri, matematikte, fizikte, optikte, felsefede, kelâmda, müzikte de âlimdiler. Fakat modern zaman âlimlerinde böyle bir örnek göremiyoruz.
Medeniyetimizi kişilerle tanımaktan aciz kaldık maalesef. Tamam büyük bir medeniyetin evlatlarıyız, peki ama bu medeniyeti kimler inşa etmiş sorusuna birkaç isimden başka isim sayamıyoruz.
Orta Asya bizim için bu noktada çok önemli. Ebu Hanife, Maturidi, İbn-i Sina, Farabi, Kemalettin Aksarayi, İbn-i Sartak, Davudi Kayseri, Kadızâde, Ali Kuşçu, Sinam Paşa gibi insanları kaçımız tanıyoruz. Bu isimleri yaşadıkları coğrafya ile tanımak çok önemli. Biz kültür ve medeniyet turlarında sık sık tarih ve ilim kahramanlarına vurgu yapıyoruz. Çoğu arkadaşlarımızın bu isimleri ilk kez bu gezilerde duyduklarına şahit oluyoruz. Bu anlamda yaptığımız işi, ticari bir faaliyet olmaktan öte tarihe ve şahsiyetlere bir vefa borcumuz olarak görüyoruz. Kam Tur olarak bizim gayemiz bu.

Peki düzenlediğiniz gezilerde “köklerle buluşma” fikrini nasıl somutlaştırıyorsunuz?

Eğer bugün bir kültürden, bir medeniyetten bahsediyorsak bunun bir temeli olmalı. Bu temel nedir, bu medeniyeti, bu kültürü görünür kılan ve bu görünürlüğü bugüne taşıyan şeyler nedir gibi sorulara cevap vermeliyiz ilk önce. Her toplum kendi anlam-değer dünyasını yaşamına, ticaretine, diline, sosyal ilişkilerine nakşeder. Bu eski dönemlerde taşa yazılmış, buna "yaz-ıt" demişiz, bazen, taşa yazılmamış ama o dönemin anlamını taşa ya da mermere işleyerek o "anı" ölümsüzleştirmek istemiş buna da" an-ıt" demişiz. Yazıtlar ve anıtlar o anlam ve değeri tam anlamıyla ifade etmiş midir? Hayır. Medeniyet gelişince, şehirler kurulunca sadece yazıt ve anıtlar yetmemiş, bu defa mimari işin içine girmiş. Mimari, hem yazıttır bir anlamda hem anıt.

Mimari, taşa, toprağa, yapıya ömür vermek demektir. Yani mimar bir anlamda ömür veren demektir. Medeniyet zirve noktaya gelince mimar kendi medeniyetin anlamını, zihninin ve yüreğinin tüm birikimini taşa giydirmiş ve günümüze ulaşan bu muhteşem mimariler ortaya çıkmıştır. Kurulan şehirlere bakın. Bugün, medreselerde, imaretlerde, çarşılarda, pazarlarda, bir tane özensiz, sanat değeri olmayan bir tek eser göremezsiniz. Bu sadece mimaride değil şiirde ve edebiyatta da kendini gösterir.

Çok uzattığımın farkındayım, ancak medeniyet ve kültür derken ilk önce kısaca temel değerlere atıf yapmak istedim.
Şimdi bugün bu eserlere, bu medeniyete uzak mı kaldık, kayıtsız mı kaldık konusuna gelelim. Bir anlamda evet diyebiliriz. Ancak sadece böyle dersek kendimize haksızlık ederiz sanırım. Tarihte yaşanan kırılmalar bizi fiziki olarak bu coğrafyadan ayırdı ki bunu Orta Asya özelinde söylüyorum. Selçukludan sonra bizim Orta Asya ile bağımız koptu, Osmanlı ile bu kopuş daha görünür hale geldi. Safeviler, İran vs. vs. bizi bu coğrafyadan ayırdı. Bu kopuş günümüze kadar geldi. Ama kurduğumuz medeniyet bizi duygusal olarak kopmamızı önledi diyebilirim. Bugün iletişimin ve ulaşım araçlarının gelişmesi ile seyahatlerin artması bir "kültürel uyanış' a vesile oldu.
Bu gelişim bizi tam anlamıyla" kültürel fetret" dönemine çıkarabildi mi dersek maalesef hayır. Ancak bir uyanışa vesile oldu diyebilirim. Fetretten çıkmak için tarihi doğru okumak, doğru anlamak ve doğru anlamlandırmak gerekir. Bunun içinde okumak lâzım, yorumlamak lâzım. Tarihi, kendimizi tanımak ve anlamak için iyi okumalı ve bu coğrafya ile bağlarımızı bilgiyi temel alarak kurmalıyız.
Uzattım sanırım. Kısaca biz Kam2000 olarak bu seyahatlere ve turlara ticari gözlükle bakmıyoruz. Biz, bugün ile dün arasında köprü olan bu medeniyet eserlerini tanıyıp, gelecek için, yeniden bir medeniyet inşası için gerekli olan entelektüel birikime katkı sunmak istiyoruz.
Evet son söz...
Bugün yaşadığımız kopuş değil; büsbütün bir fetret... Her fetret bir çıkışa gebedir, çıkışı olmayan döneme fetret değil yıkılış denir.
Rica ederim, çok samimi ve nokta atış açıklamalar yapıyorsunuz. Peki hocam bu bağlamda kültür turizminin geleceğini şekillendiren yeni eğilimler var mı?
Elbette ki dünyada her şeyde yaşıyor bizim sektörümüzde de değişimler oluyor ve olacak.
En basit örneğiyle ifade etmek gerekirse, son yıllarda sağlık turizmi önemli ölçüde yaygınlaştı. İnsanlar artık bir yeri görmek, tanımak, tarihini ve coğrafyasını keşfetmek amacıyla değil daha çok estetik ve tıbbi müdahaleler (örneğin saç ekimi, göz ameliyatları vb.) için seyahat etmektedir. Bu doğrultuda ortaya çıkan ve gelişimini sürdüren yeni bir turizm anlayışı söz konusudur. Çünkü değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.

Gezileriniz sırasında sizi şaşırtan veya özellikle dikkatinizi çeken gözlemlediğiniz kültürel değerlerimiz oldu mu?

Ata yurdumuzda gözlemlediğimiz kültürel değerlerin başında, yaklaşık 70–80 yıl boyunca Sovyet Rusya’nın hâkimiyeti altında yaşamalarına rağmen, toplumun kendi kültürel kimliğine güçlü biçimde bağlı kalmış olması gelmektedir. Bu süreçte dinî inançlarını, Türk dilini, aile bağlarını ve gelenek–göreneklerini koruyarak yaşatmaları dikkat çekicidir. Özellikle büyüklere saygı konusundaki hassasiyetleri belirgin bir toplumsal değer olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, kamusal alanlarda hijyen konusuna verilen önem de gözle görülür düzeydedir.

Gezimiz sırasında dikkatimi çeken bir diğer husus ise dinî pratiklerin gündelik hayattaki yansıması olmuştur. Rehber, tur görevlisi ve ben yemek yerken, Turizm Bakanlığı’ndan gelen bir görevlinin masaya katılması üzerine yemeğe ara verilmiş ve yeniden kısa bir dua edilmiştir. Kendilerine bunun sebebini sorduğumda, üç kişi yemek yerken dördüncü bir kişinin katılması durumunda tekrar dua edilerek yemeğe devam edilmesinin bir gelenek olduğu ifade edilmiştir. Bu uygulama, misafire verilen değeri ve dinî hassasiyetin gündelik hayata nasıl yansıdığını göstermesi bakımından anlamlıdır. Ayrıca güvenlik meselesi de dikkat çekicidir. Turumuz esnasında hırsızlık olaylarının yok denecek kadar az olduğu, gece saatlerinde dahi güvenle dolaşılabildiği ve can güvenliğinin yüksek düzeyde olduğu ifade edilmiştir.

Hocam son olarak maalesef kültürel mirasın korunması konusunda Türk-İslam coğrafyasında ortak bir bilinç yok. Burada tarihsel bir kopuştan bahsedebilir miyiz? Bu ortak bilinç eksikliğinin ve ilgisizliğin ana sebebi nedir?

Yaklaşık dört yıldır Türk dünyasının tanıtımına önem veren bir kişi olarak, en çok üzüntü duyduğum husus şudur: Dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçilerin uzun yıllardır Orta Asya coğrafyasını keşfetmelerine ve bu kültürel mirasa ciddi ilgi göstermelerine rağmen, Türkiye’den bu alanda henüz yeterli ve kapsamlı bir atılımın gerçekleştirilmemiş olması dikkat çekicidir. Gerek Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde gerekse diğer devlet kurumları düzeyinde, ata yurdumuzun tanıtımına daha stratejik ve sürdürülebilir bir önem verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Zira sahada yaptığımız gözlemler sırasında, dünyanın farklı ülkelerinden gelen turist gruplarının yoğunluğuna karşılık Türkiye’den katılımın oldukça sınırlı kaldığını müşahede ettik. Bu durum, hem kültürel bağlarımız hem de tarihî sorumluluğumuz açısından düşündürücü bir tablo ortaya koymaktadır. Bu tabloyu yerinde görmek ise ayrıca bir ü İran seyahatimiz sırasında, o coğrafyada Türk tarihinin ve medeniyetinin izlerini müşahede etme imkânı bulduk. Bölgedeki tarihî ve kültürel birikim, Türk-İslam medeniyetinin geniş coğrafyalara yayılan etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Ancak bizi en çok etkileyen ve üzen hususlardan biri, Türk-İslam düşünce dünyasının en önemli âlimlerinden biri olan İmam Gazâlî’nin kabrinin bulunduğu alanın bakımsız ve atıl bir durumda olmasıydı. Böylesine büyük bir mütefekkirin hatırasına yakışmayacak şekilde, mezar yerinin harap bir görünüm arz etmesi ve çevresinin adeta piknik alanına dönüşmüş olması dikkat çekiciydi. Daha da düşündürücü olan ise, ne İran’da ne de Türkiye başta olmak üzere diğer Türk-İslam ülkelerinde bu konuda yeterli bir hassasiyetin gösterilmemiş olmasıdır.

Hikmet Yazici (2)

Bu durumu kamuoyunun dikkatine sunmak amacıyla medyaya taşımama rağmen, beklenen ilginin oluşmadığını görmek ayrıca üzüntü verici olmuştur. Böylesine büyük bir âlimin hatırasının daha görünür ve saygın bir şekilde korunması gerektiği kanaatindeyim. Bu bağlamda, ilgili devlet yetkililerinin ve resmî makamların konuya hassasiyet göstermesini; söz konusu alanın ihya edilerek uygun bir kabir ve anma mekânı hâline getirilmesini temenni ettiğimi de ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ederim.

Söyleşi: Ayşe Bağcivan

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lokalbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.